Arkeolojik Derin Analiz
İstanbul’un Beykoz ilçesinde yer alan İshak Ağa Çeşmesi’ne 14 Ocak 2026’da izinsiz bir müdahale yapıldı. Tescilli olduğu bilinen bu tarihi çeşme, yerinden sökülerek bir mermer atölyesine götürüldü; alt kısmı kesildi ve gövdesine müdahale edildi. İBB Miras ekipleri, olayı tespit ederek eserin orijinal parçalarını koruma altına aldı. Aynı gün tutanak hazırlandı ve ertesi gün Koruma Kurulu’na durum bildirildi [1][2]. Çeşme, Beykoz Yalıköy Mahallesi’nde Yalıköy Camii’nin kıble duvarına bitişik konumda bulunuyordu. Silindirik mermer gövdesi ve 1741 tarihli özgün kitabesiyle dikkat çeken yapının yerine, dört köşe bir mermer kütlesi konuldu. Bu değişiklik, çeşmenin kültürel miras değerini tamamen yitirdiğini savunan sivil toplum kuruluşları ve yerel halk tarafından tepkiyle karşılandı [3][4]. İBB, müdahalenin muhtarlık ve mahalle cami derneği tarafından gerçekleştirildiğini, kendi kurumlarının bu işle ilgisi olmadığını açıkladı. Ancak Vakıflar Genel Müdürlüğü, çeşmenin kendi mülkiyetindeki caminin önünde yer almasından dolayı sorumluluğun kendilerine atfedildiğini belirterek, restorasyonun İBB tarafından yapıldığını iddia etti [5][6]. Bu çelişkili açıklamalar, sorumluluğun belirsizliğini sürdürüyor. Koruma Bölge Kurulu, 15 Nisan 2026’da konuyu gündemine aldı ve “ilgililer hakkında adli ve idari işlem başlatılması” kararı verdi. İBB Miras, orijinal parçaların güvenli bir şekilde muhafaza edildiğini ve çeşmenin aslına uygun şekilde yeniden yerleştirilmesi için kurul kararının beklendiğini duyurdu [7].
Kritik Bulgular
14 Ocak 2026’da İshak Ağa Çeşmesi, izinsiz olarak yerinden sökülerek bir mermer atölyesine götürüldü.
Çeşmenin silindirik gövdesi ve 1741 tarihli kitabesi çıkarıldı; yerine dört köşe bir mermer yapı konuldu.
İBB Miras, orijinal parçaları kurtararak koruma altına aldı; Koruma Kurulu 15 Nisan 2026’da sorumlular hakkında işlem başlatılmasına karar verdi.
Tarihsel Bağlam
İshak Ağa Çeşmesi, 1741 yılında İstanbul Gümrük Emiri İshak Ağa tarafından Beykoz’a miras bırakılan üç çeşmeden biridir. Osmanlı döneminin sivil mimari örneklerinden olan bu çeşme, mermer sütun formunda ve özgün kitabesiyle tescil edilmişti [1][3]. Vakıf çeşmeleri, genellikle cami, medrese veya çeşme gibi hayratlarla birlikte vakfedilir ve mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçer. Ancak bakım ve onarım süreçlerinde belediyeler, ilçe özel idaresi ve koruma kurulları da rol oynar [8].
Arkeolog Notu
İshak Ağa Çeşmesi olayı, tescilli kültürel mirasın izinsiz müdahalelere karşı ne kadar savunmasız kaldığını gösteriyor. Özellikle yerel düzeyde yürütülen ‘iyi niyetli’ restorasyon girişimleri, teknik denetim ve yasal izin süreçleri atlandığında kalıcı zararlara yol açabiliyor. Olayın ardından hem İBB hem Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün birbirine sorumluluğu yüklemesi, kurumlar arası koordinasyon eksikliğini de ortaya koyuyor [5][2]. Eserin orijinal parçalarının kurtarılması ise, hızlı müdahalelerin zararın sınırlanmasında kritik rol oynadığını gösteriyor.